Buruk

Gündüz kelimeleri oturur sandalyede
Kül kokusuna tünemiş oda
Ellerinde paramparça hatıralarla
Kıvrılır nehirler yoksul ücralarda
Kıvranırken can
Kimi zaman anestezik anlarda
Kimi zaman dibinde bir şişenin
Kimi zaman çekmece köşesinde
Teki kayıp çorap bedeninde
Olmaz seksenini gezsen bu şehirlerin
Mevsimler dinlemez bizi
Artık çocuklar gibi gülümseyemezken
Çaresizlik aramıza imkansızlık örmüşken
O şehir artık haritamızda eksikken
Mutlu musun?
Mutlu muyum?
Bilmezken
İnançlar temizlenmiyor
Ah vakit böyle geçken
Unutuyorsun
Neyi unuttuğunu bile fark edemeden
Bir düğüm daha ağızlara
Sıradaki bir şarkı daha uzaklara armağan
Tövbeler, kelepçeler
Ağlayamamazlıklar
Belki bir saç tokasına rastlarsın apansız
Küçük heveslerimi hatırlarsın
Büyük hatalarını
Beni bana soramazsın da
Bilirsin ardındaki viraneyi
Elbet yakışır ellerine
Nedensiz dalıp giden gözlerine
Yangın karaları
Elbet öğrenir her kadın
Bir adamın annesi değil acısı olmayı
Bunun değerli kılındığını
Fedanın heba olduğunu
Herkesin herkessiz yaşayabildiğini
Bunun yüreğe nasıl dokunduğunu
Hala çöpe atılamayan hediyeler kalmışken
Bir fotoğraf herkesten saklanmışken
Kırılıyor insan kendi kalbine
Artık uyandığında o adı fısıldamıyor diye
Yeklik ölü bir deniz gibi uzanıyor
Garip bir şekilde insan güzelliğine sarılıyor
Her söz biter
Bu da öyle
Ak düşen tellerine selam söyle.






Yorumlar

Popüler Yayınlar