Enine
koşup koşup soğuklara basıyor kendini ayaklarım
ne çok kaçtım gölgelerinden sabah kuşlarının
sur duvarlarına çamaşırları serdiğimde sabun kokan ellerimin
küt tırnaklarındaki eğreti ojeleri kemirirken
ne çok hayaline düştüm sıcak koridorların
su arınmıyordu, arıtmıyordu toprak yolları bildim
benzin bulunmuyordu uğranılmayan yetim kasabalarda
kaval dedim çoban dedim yel dedim çınarın altına
estim dedi sonra düş kapanları çocukları acımasızca azarladı
suçlandım
bir sabah ıslıklarla renkleri çaldılar sonra
her şey siyah beyaz siyah beyaz enine upuzunnn
tepeler düzlüğe indi önümde bir bir
üstelik değemedi onlar taş kesilmiş kalbime
ipeklerimi ateşe verdiler
küpürlerini kestiler perdelerin
ağlamayı unutmuş gözlerime
ağlamayı öğrettiler yeniden
bir gece köşesinde sarsıldı insan kalan yerlerim
zorla beni bana konuşturdular;
'' O beni belki sevdi sonra belki bende onu
aslında biz sur duvarına asılan ıslak pijama gibiydik
kerpiç kokan, çizgileri solan, ani kuruyan
yanından geçen kenetlenmiş ellere
aidiyetliğin imkansızlığını çaresiz hatırlatan''
sonrası işte kaçmanın kendisi
upuzunnn siyah beyaz siyah beyaz hep enine.
Yorumlar
Yorum Gönder